Şarkıcı Mehtap hasta mı? söylentiler nereden çıktı
Benzer Konular: Yudum naturel sızma zeytinyağı soğuk sıkım mı ?
Civanlarinsaat olarak bu yazımızda “Şarkıcı Mehtap hasta mı” konusunu masaya yatırıyoruz. Keyifli okumalar!
İzmir’de sabahları en erken uyanan şey martılar değil, sosyal medya bildirimleri oluyor. Telefonu elime alıyorum, gözüm yarı kapalı… Bir bakıyorum: “Şarkıcı Mehtap hasta mı?” diye bir başlık. İlk tepki: “Ben daha kahvaltı yapmadan bu bilgiye neden maruz kaldım?”
Sonra ikinci tepki geliyor: “Mehtap kimdi ya?”
Üçüncü tepki ise kaçınılmaz: “İnternette biri öksürse haber oluyor, biz grip olsak aile grubu bile umursamıyor.”
İşte böyle bir atmosferde bu söylenti dolaşmaya başlıyor. İnsanların “acaba mı?” diye sorması bile artık başlı başına bir sosyal etkinlik haline geldi. Çünkü birinin hastalığı, bir anda herkesin gününe malzeme oluyor. Özellikle de popüler bir isim söz konusuysa.
Ben de İzmir’de 25 yaşında, sabahları kahvesini içmeden insanlığa dair yorum yapmaması gereken bir birey olarak kendimi bu tartışmanın içinde buluyorum. Ama dürüst olayım: konu Mehtap olunca bile insanın aklına önce kendi boğaz ağrısı geliyor.
İzmir sabahları, kahve ve yanlış anlaşılmalar
İzmir’de sabah demek; bir yandan simit, bir yandan deniz kokusu, bir yandan da “ben bugün hayatımı toparlayacağım” yalanı demek.
Geçen gün arkadaşım mesaj attı:
— “Kanka Mehtap hasta mıymış?”
Ben daha gözlerimi tam açmadan cevap verdim:
— “Benim bildiğim tek Mehtap, mahalledeki çiçekçi teyzeydi, o da gayet iyiydi.”
Sonra düşündüm. Belki de mesele Mehtap değil, bizim bilgiye olan refleksimizdi. Her şey çok hızlı yayılıyor. Kimse “doğru mu?” diye sormadan, “acaba ne oldu?” moduna giriyor.
Ve işin garibi, herkes uzman kesiliyor:
— “Bence sesi gitmiş.”
— “Yok yok, turne yorgunluğu bu.”
— “Kesin klima çarpmıştır.”
Bir noktadan sonra şunu fark ediyorsun: İnsanlar aslında Mehtap’ın sağlığını değil, kendi günlük tahmin yeteneklerini konuşuyor.
Mahalle dedikodusu 2.0: Dijital versiyon
Eskiden mahallede teyzeler vardı. Şimdi algoritmalar var. Ama mantık aynı:
“Bir şey duydum ama emin değilim, yine de herkese anlatayım.”
İzmir’de bunu kahvede görürdük. Şimdi telefon ekranında görüyoruz. Tek fark, kahvede çay biterdi; internette ise dedikodu bitmiyor.
Şarkıcı Mehtap hasta mı? sorusunun sosyal medya etkisi
Sosyal medya dediğin şey artık bir tür “duygusal hız treni.” Bir haber çıkıyor, kimse durmuyor. Herkes vagonlara atlıyor.
Bir gün timeline’da şu üç şey yan yana geliyor:
1. “Mehtap hasta mı?”
2. “Kedim bana küstü”
3. “Dünyanın en iyi börek tarifi”
Bu karışımda insanın zihni doğal olarak çöküyor.
Ben de kendi kendime söylüyorum:
— “Tamam, Mehtap’ı bilmiyorum ama börek tarifini kaydedeyim.”
Çünkü dürüst olmak gerekirse, bazı bilgiler hayatta kalmak için daha önemli.
Trend olmanın garip yükü
Bir isim trend olunca insanlar onu gerçek bir insan olarak değil, bir “başlık” olarak görmeye başlıyor. O başlığın altında duygular, sağlık durumu, hayatı… Hepsi birer yorum malzemesi.
Ama kimse şunu düşünmüyor:
Belki de ortada sadece yanlış anlaşılmış bir bilgi vardır.
Ben bunu düşünürken arkadaşım tekrar yazıyor:
— “Kanka ciddi misin, Mehtap gerçekten kötü müymüş?”
Ben de cevap veriyorum:
— “Benim bildiğim tek kötü şey pazartesi sabahı.”
Benim iç sesim ve Mehtap meselesi
Bazen iç sesimle ciddi tartışmalar yapıyorum. Özellikle böyle gereksiz ama merak uyandıran konularda.
İç ses:
— “Araştırsana biraz.”
Ben:
— “Niye? Hayatım zaten yeterince araştırma gerektiriyor.”
İç ses:
— “Ama önemli olabilir.”
Ben:
— “Benim için önemli olan şey dolapta süt olup olmadığı.”
Sonra mutfağa gidiyorum. Süt yok. İşte gerçek kriz bu.
Ama yine de insanın aklının bir köşesi dönüyor. Çünkü “Şarkıcı Mehtap hasta mı?” sorusu sadece bir sağlık meselesi değil; aynı zamanda insanların bilgiyle kurduğu ilişkiyi de gösteriyor.
Gündelik hayatın küçük absürtlüğü
Dün mesela markette sıradayım. Önümdeki iki kişi konuşuyor:
— “Mehtap’ın sesi gitmiş diyorlar.”
— “Ay yazık ya, gençti daha.”
Ben de içimden diyorum:
“Abi ben peynirin fiyatına yetişemiyorum, siz Mehtap’ın sesini çözmüşsünüz.”
Kasaya geliyorum, kasiyer bana bakıyor:
— “Poşet ister misiniz?”
Ben:
— “Ben önce hayatı çözmek istiyorum ama poşet de olur.”
Yanlış bilgi çağında yaşamak
Artık bir şeyin doğru olup olmaması değil, ne kadar hızlı yayıldığı önemli.
“Şarkıcı Mehtap hasta mı?” gibi bir cümle bile birkaç dakika içinde yüzlerce farklı versiyona dönüşebiliyor:
Mehtap grip olmuş
Mehtap sesini kaybetmiş
Mehtap tamamen sahneden çekilmiş
Mehtap aslında tatile çıkmış
Ve en sonunda gerçek ile söylenti birbirine karışıyor.
Ben İzmir’de otururken şunu fark ediyorum: Biz aslında bilgi tüketmiyoruz, bilgi gürültüsü tüketiyoruz.
Arkadaş grubu WhatsApp gerçeği
Bizim grup var, adı “Akşam ne yesek?”
Bir gün konu tamamen değişiyor:
— “Mehtap hasta mı?”
— “Bilmiyorum ama dün story atmıştı.”
— “Story atmak hasta olmadığı anlamına gelir mi?”
Ben:
— “Bence bu konuyu kapatıp tost konuşalım.”
Kimse dinlemiyor.
Çünkü insanlar artık bilgi değil, hikâye istiyor. Ve Mehtap da bu hikâyenin bir karakteri haline geliyor.
İzmir’de bir gün ve gereksiz düşünceler
Konak’ta yürürken denize bakıyorum. İçimden geçen düşünceler:
“İnsanlar neden başkalarının sağlığı üzerinden bu kadar hızlı fikir yürütüyor?”
Sonra hemen kendime gülüyorum:
— “Sen önce kendi uykusuzluğunu çöz.”
Bir martı bağırıyor. Bunu bile yorumluyorum:
“Martı bile sabahları daha net iletişim kuruyor.”
Belki de sorun Mehtap’ta değil, bizim sürekli bir şeyleri anlamlandırma çabamızda.
Kendimle küçük yüzleşme
Bazen şunu fark ediyorum: Ben de aynı şeyi yapıyorum. Bir şey duyunca hemen yorumluyorum, hemen fikir üretiyorum.
Ama sonra duruyorum.
— “Tamam,” diyorum, “biraz sakin.”
Çünkü hayat zaten yeterince karmaşık. Bir de üstüne insanların sağlık durumlarını tahmin etmeye çalışmak… biraz fazla geliyor.
Gerçeğin sessiz hali
Şunu net söylemek gerekiyor: İnsanlar hakkında çıkan her söylenti, aslında o insanlardan çok, söylentiyi yayanların psikolojisini anlatıyor.
“Şarkıcı Mehtap hasta mı?” sorusu da bunun bir örneği.
Bir isim, bir anda bin farklı anlam kazanıyor. Ama kimse gerçek kişiyi düşünmüyor. Sadece hikâyeyi düşünüyoruz.
Ben İzmir’de bir kahve daha söylüyorum. Dışarıda rüzgar var. Telefonu ters çeviriyorum.
Ve içimden geçen tek cümle şu oluyor:
“Belki de en sağlıklısı, her duyduğumuza hemen inanmamak.”
Sonra kahve soğuyor. Ben içmeyi unutuyorum. Çünkü zihnim hâlâ internette dolaşan o cümlenin içinde takılı kalmış durumda.
“Şarkıcı Mehtap hasta mı” konusundaki yazımızı okuduğunuz için teşekkür ederiz. Civanlarinsaat olarak sizlere her zaman kaliteli içerik sunmaya devam edeceğiz.